Geziye katılanlar: Zehra Alpönder, Alper Asım Ak, Ceyda Akın, Anıl Alyanak, Gamze Özbay, Eylül Horoz, Nehir Güner, Eren Kenan, İbrahim Öğütcü, Halime N. Çalışkan, Hakan Kestir, Berke Alp İleri, Saygın Gençer, Nurettin Macit, Cemil Sirac Türk, Asya Yumuşak, Osman Gürses, Şeniz Akbal, Nehir Akbal, İrem Canbazoğlu, Büşra Nur Sert, Kadir Göktekin, Özgür karagül, Ömer Habip Tokuoğlu, Hüseyin Şimşek, Umutcan Atalay, Ali Yağız Demircan, M.Enes Avukat, Özkan Yılmaz, Ahmet Bera Demir, Salih Talha Gürsoy, Oğuzhan Altıntaş, Sait Binbir, Furkan Aslan, İrem Yıldırım, İhsan Gök, Sudenaz Köprülü, Hasan Yağız Kılıç, Umut Özil, Muhammet Emirhan Ersan, Arda Sağcan
Dönemin ilk gezisi, daha önce karlar içindeyken gidilmiş ve 4 yıl sonra ilk kez yeşiller içinde görülecek olan Taşoluk’tu. Cuma akşamı Sakarya’ya kadar kısa bir yol giderek gece ulaştığımız bu mahallede elimizde bir ton eşyayla çalıların arasından geçerek kamp alanımıza vardık ve ilk iş olarak çadırlarımızı kurduk. El birliğiyle malzeme ve yemek çadırları açılırken bi yandan da ateş yakıldı.
Gelirken shiftlerimizi açıklamıştı Anıl, ilk shiftte olanların uyuması mühimdi. Sabah 9’da kalkmak üzere, ateş başındakilerin sesleri arasında uyudum. Cumartesi günü, ilk shift için kahvaltı hazırlamaya gönüllü olanlarla birlikte, sessizlik içinde Kadir’in yaptığı mantarlı yumurtamızı yedik. İlk kampım olduğu için aç kalma korkusuyla mantar sevmesem de yarım somun ekmekle gömdüm. Yemeyi bitirenlerle babaanne içliğine benzeyen yün içliklerimizin üstüne tulumlarımızı geçirdik. Güzel gözükme kaygısını evde bırakmanız gerektiğini buradan anlayabilirsiniz.
Squid Game’i andıran kırmızı tulumlarımızla Anıl önderliğinde Taşoluk mağarasına doğru çok da uzun sürmeyecek olan bir yola çıktık. 9.30 civarı mağaraya vardığımızda belirlenen sıraya göre bu mağaraya bugün giren 2. kişi olacaktım, ilk mağaram olmasına rağmen. Her şey çok yeni ve heyecanlıydı. Mağaranın dışı yeşilliklere çevriliydi, mağara ağzı ise çok güzel gözüküyordu. Önce bi süre gayet geniş bir yoldan geçtik. sonra eğilmeler başladı, Taşoluk çamurlu bir mağaraydı ve bir noktada ellerinizi çamura koymadan geçemeyeceğinizi anlıyorsunuz. İlk mağaranızsa, hiç beklemediğiniz ilk daralları gördüğünüzde “Ben ne yapıyorum şu an” diye kendinize sormuş olabilirsiniz. Sulu ve çamurlu olan bu mağarada bu darallardan geçmenin ekstra mental bir zorlaması olsa da giderek alışıyorsunuz. Yolda ilerlerken bir noktada uyuyan bir yarasa kolonisi gördük. Hala kış uykusundalardı ve incelemek mümkün değildi. Fakat daha ilerde, suda yüzen ölü bir yarasa gördük ve yakından bakma şansı elde ettik. Devamında vardığımız yol ayrımında da bizi tek başına uyuyan bir yarasa bekliyodu ve çok yalnız duruyodu. Bu ayrımda biz sulu yolu seçtik ve giderek artacak suya karşın çoktan botlarımız suyla dolmuştu. Bir noktada su o kadar yükseldi ki göğsüme kadar geliyordu, tabii bunu boyu 1.60 biri olarak bildiriyorum, hesabını siz yaparsınız. Bu kez de resmen yüzerek iki kaya arası dikey bir darlıktan geçtik. Bir noktada Alper bir tırmanma yolu, Anıl da aynı yola çıkan dar bir delik buldu. Herkes kolay bulduğu için tırmandı fakat hiç spor yapmayan biriyseniz benim gibi, delikten geçmeyi seçeceksinizdir. Bir noktada çamurda emeklemek durumunda kaldık, dizlerimizin morluk olduğunu şimdiden tahmin edebiliyordum.
O kadar dar yerlerden geçtik ki klostrofobi artık bizden korkuyordur. Örümceklerin dibinden geçerek de böcek fobinizin üstünden gelmek zorunda kalıyosunuz. Bizden kurbağa gören bile oldu. Bu yolda sarkıtlar da gördük, sarkıtlardan kafanızı aşağı çevirdiğinizde de onlardan damlayan sularla zamanla oluşan yuvarlak delikleri yerde görebiliyorsunuz. Gri metalik kayalar da gördük, onların ne olduğunu ben de bilmiyorum. Bir de bir taşın üzerine haç işareti kazındığını gördüm. Bu yolları geçerken sesini duyduğumuz şelaleye vardığımızda zaten mağaranın sulu kolunun sonuna geldik sayılırdı. Bu kez benle birlikte Büşra da tırmanamadı. Canım arkadaşım oraya sıkışıp suyu durdurduğunda aynı vakayı benim de yaşayacağımı ön görerek bi daha denemedim. Diğerleri çok az kalan yolun kalanını ilerlerken biz de üç kişi geri döndük ve kuru bi yerde onları bekledik. Yolu çok hızlı gittik gibi gelmişti biz yenilere. Şimdi çikolatamızı yiyorduk. Bana resmen aç kalırsın diye diye 6 çikolata aldırdılar mağaraya gelirken, sadece 1 çikolata yedim. Dönerken shift 2’yle karşılaştık ve bu kez mağaranın ikinci kolu olan, fosil koluna doğru yol aldık. Bu kolda resmen çamur içinde yuvarlanmanız gerekiyor ve balçıklardan zor yürüyorsunuz. Sonrasındaysa yine küçük şelalelerden tırmanmanız gerekiyor. Biz tırmanmaya devam edemesek de yola devam edenler çok güzel kristalli duvarlar gördüklerini söyledi. Bu kolu da keşfettikten sonra geri dönüş yaptık. Çıktığımda saçım bile çamurdu. Saat 11-12 civarıydı. Günün en kötü saati ıslak içliklerle çadırda üstünüzü değiştirmeye çalıştığınız saat denebilir. Ama yine de şanslıydık çünkü hava çok güzel ve güneşliydi. Diğer shiftleri besleyip yollamaya devam ederken bir grup olarak mağara önünde fotoğraf çekinmeye gittik. Kocaman bir kamerası olan Saygın harika fotoğraflarımızı çekerken benim minik emektar kameramla da bolca dalga geçtik. Aynı ekip daha sonra köydeki camiye su doldurmaya gittik. Taşoluk grileşmiş şehir yeşillikleri gibi hiç değildi, filtre konulmuş gibi yemyeşildi. Biraz saçımı da yıkadım çeşmede. Bi noktada kamp alanımıza köyden çocuklar geldi, bi iki laf attılar bize, çok tatlılardı. Biz oradayken de oradan ayrılırken de Taşoluk insanı oldukça cana yakındı. Bizimkilere gelecek olursak, 8 Mart adına erkekler inisiyatif alıyorlardı işlerde.
Devamlı yemek yapılıyordu, yemeğin başında hep Eylül’ü görüyordum. Hepimiz yardım etsek de Hüseyin’in el atması iyi oldu. Kampta çok yemekten kilo alırsanız şaşırmayın. Öyle ki akşam Eylül güllaç bile yaptı. Ki biz o ana kadar Oğuzhan’ın abisinin getirdiği baklavaları gömmekle meşguldük. Kocaman ateşin başında 40’a yakın kişiydik ve gruplaşmış bi şekilde sohbet ediyorduk. Hümak’lı Arda Hümak misyonerliği yapıyordu, kenarda Ahmet Kaya, Haramiler vesaire dinleniyordu, İbrahim ve Berke ateş başında içliklerini çıkarmadan ısıtıyorlardı, Furkan sihirbazlık yeteneklerini sergiliyordu, Osman çimde çıplak ayak geziyordu, Halime alerjiden ağlıyordu. Ateş kurduğumuz alan eğimli olduğu için domino taşı gibi birileri sandalyeden düşüyordu sürekli. Bir de dumanın estiği yerde oturanlar çok şanssızdı. İs yemekten göz burun hiçbir şey kalmadı. Saat ilerledikçe herkes marshmellowlarını, sucuklarını çubuklara takarak klasik bir kamp ortamı yarattı. Mantığını çözemesem de elma, muz ve peynir bile ısıttı Berke. O sırada uçtum uçmadım oyunu oynamaya başladılar. Bir yerden bir yere gittiğini söylüyorsun ve niye anlamadığım bi mekanikle bazen uçuyor bazen uçmuyorsun. Birkaç kişiyi aşırı hırslandırdı bu oyun. Sonra Eylül ve İbrahim güllaç tanıtımı ve tadımı yaptılar, seve seve yedik. Gecenin ilerleyen saatlerinde Furkan ve Sait beni zorbalamaya başladı desem doğru olur. Sait son shift olarak saat 18.00’da girmişti ve çıkışta donmuştu. Ben ilk shifttim ve bunu nispet yapar gibi söylediğim için gece boyunca dalga geçtiler. Ama bi yandan da son shift şanslıydı çünkü sulu bir mağara olduğundan dolayı hiçbirimiz mağara içinde çekim yapamadık, fakat Alper onlarla giderken su geçirmez kılıfla giderek çok fazla video ve fotoğraf çekmişler. En son birkaç kişi Umutcan’ın başlattığı bir oyun oynadık saat gece 3’ü bulurken.
Uyuyup uyandıktan sonra direkt dönüş hazırlıklarına başlandı. Caminin yanında otobüsün gelmesini beklerken köydeki yaşlı teyzelerle konuştuk, teyze bize o mağaraya eskiden çok girdiklerini, orada çamaşırlarını yıkadıklarını anlattı. Bir yandan köydeki çocuklar bize el sallayıp duruyordu. Teyzelerden biri diğerinin dedikodusunu bile yaptı bize. Jandarma da geldi, geldiklerinde Oğuzhan konuştu onlarla ve bir sıkıntı çıkmadı. O sırada birkaç kişi cami avlusunda ayağını yıkıyordu. Umutcan herkes yıkandıktan sonra, instagramdaki çeşmeleri “foşur foşur” sürekli yıkayan adam gibi cami avlusunu yıkadı. Otobüsün gelmesiyle birlikte Taşoluk gezimiz sona ermiş oldu. 40 kişi olmamıza rağmen herkesin her işe elini attığı ve elbirliğiyle her şeyi hallettiğimiz, yeni arkadaşlıkların edinildiği, sıkıntısız ve organize bir kamp oldu. Taşoluk bizim için tekrar gelmek isteyeceğimiz bir yer ve harika bir anı oldu.
Ekipler:
8 Mart Cumartesi
- Ekip: Anıl Alyanak, Alper Asım Ak, Hakan Kestir,Büşra Nur Sert, Hasan Yağız Kılıç, Asya Yumuşak
Kamptan çıkış: 09.15 Kampa Dönüş: 11.39 Kurtarma Saati: 14.00
- Ekip: Oğuzhan Altıntaş, Osman Gürses, Umut Özil, Ahmet Bera Demir, Ömer Habip Tokuoğlu, Gamze Özbay
Kamptan çıkış: 10.15 Kampa Dönüş: 12.55 Kurtarma Saati: 15.30
- Ekip: Muhammet Enes Avukat, Zehra Alpönder, İrem Yıldırım, Sudenaz Köprülü, Nehir Güner, Furkan Aslan
Kamptan çıkış: 12.10 Kampa Dönüş: 15.28 Kurtarma Saati: 17.00
- Ekip: Eylül Horoz, Umutcan Atalay, Kadir Enes Göktekin, Nurettin Macit, İhsan Gök, Özkan Yılmaz
Kamptan çıkış: 13.15 Kampa Dönüş: 16.06 Kurtarma Saati: 18.30
- Ekip: İbrahim Öğütcü, Ceyda Akın, Cemil Siraç Türk, Şeniz Akbal, Berke Alp İleri, Salih Talha Gürsoy
Kamptan çıkış: 15.40 Kampa Dönüş: 18.04 Kurtarma Saati: 21.00
- Ekip: Eren Kenan, Hüseyin Şimşek, Halime Nurten Çalışkan, Nehir Akbal, Emirhan Ersan, Ali Yağız Demircan
Kamptan çıkış: 16.45 Kampa Dönüş: 20.07 Kurtarma Saati: 22.30
- Ekip: Alper Asım Ak, İrem Canbazoğlu, Saygın Gençer, Özgür Karagül, Sait Binbir, Arda Sağcan
Kamptan çıkış: 18.40 Kampa Dönüş: 21.25 Kurtarma Saati: 23.59
