Pınargözü Mağarası Araştırma Gezisine 18.08.2019 13:00 145 Gün

Pınargözünden Kesitler

Pınargözü Mağarası, Isparta, 18 Ağustos - 3 Eylül 2018

 Logo

Geziye Katılanlar: Türker Türkyılmaz, Eren Kenan, Sencer Çoltu, Atakan Gülbahar, Emre Can Güzel, Ali Hakan Eğilmez, Halil Habip Atıcı, Elif Yavuz, Bülent Efe Temür, Ozan Küçükbağış, İbrahim Yener, Özlem Kaya, Deniz Tekin, İrem Kapucuoğlu, Nurkan ilbahar, Beliz Aydın, Ahmet Şener, Aykut Albayrak, Gamze Baydemir, Uğur Özkan, Merve Mergen, Hasan Konak, Serkan Çimen, Bora Efe, Cansu Buzçe, Oktay Balaban, Seyyidi Kerim Parlak, Nermin Akın, Aydın Menderes, Özgün Sarısoy, M. Seda Sarısoy, Recep Can Altınbağ, Kumsal Güvenli, Emel Gökgöz, Mehmet Özgün Demir

Recep:

Pınargözü mağarası Türkiye’nin en uzun mağarası olarak söylense de araştırılmayan bir çok kısmı ve farklı raporlarda yazan (hatta aynı raporda bile 3 farklı ölçüm sonucu bulunmakta) ve uyuşmayan ölçümleriyle bilinmezliğini hala korumakta. Bu sebeple İTÜMAK - BÜMAK - BUMAD olarak ilkini geçen sene düzenlediğimiz araştırma gezisine kaldığımız yerden bu sene de devam etmeye karar verdik. Buz gibi suyuyla ve içeride esen rüzgarlarla, girmeden önce herkesi şüpheye düşürecek olmasına rağmen mağaraya girdiğinizde alışıyordunuz. Geçen sene yaklaşık 5 km’lik bir ölçüm yapmıştık ve döşemeleri düzelterek Çöl kampına kadar ulaşmıştık. Bu seneki planımız ise Çöl kampından ayrılan fosil kollara bakıp (bu kollar Türk ve Romen kolu olarak isimlendirilmiş çünkü önceki senelerdeki yapılan araştırmalarda Romenler ve Türkler çalışmış) ölçmeyi planlamıştık. Pınargözü su çıkan bir mağara ve girişten itibaren pozitif bir yönelime sahip. Bu yapıya sahip olması ilerlemeyi daha da zorlaştırıyor. Ancak Romen kolunda daha önceden keşfedilen 80 metrelik bir iniş bulunması mağaranın yapısındaki farklılıkları ortaya koyuyordu. Bu inişten sonra bizi nelerin beklediğini bilmiyorduk. Ayrıca Türk kolundaki genişletilmesi gerektiği söylenen dar bir pasajdan ilerisine dair de bir bilgi yoktu. Bunların yanı sıra Çöl kampından sonra ayrılan ana kolun ne kadar yukarı ve ileri gittiği de kaynaklardaki bilgilerin tutarsızlığı yüzünden bilinmezliğini korumaktaydı.

Eren:

Giriş: Emre, Türker, Eren

Hedef : Sulu kısmın kalan döşemesini tamamlayıp soyunma odasına ulaşmak

Önceki ekip zaten döşemeyi tamamladığı için biz sadece çanta taşımış olduk. Baştaki SRT silsilesi çok zor geldi. Neredeyse her parçadan sonra nefes nefese kalarak su içiyordum. Soyunma odasına ulaşmamız yaklaşık 1.30 saat sürdü.

Giriş: Uğur, Bülent, Eren

Hedef : Fosil koldaki döşemeleri kontrol edip sıkıntılı olan yerleri düzeltmek

Birer çantayla yola koyulduk. Soyunma odasına varmamız öncekinden daha kısa sürse de yine çok yorulmuştum. Soyunma odasından sonra bir süre SRT olmadan ilerledik ve fosil kola çıkan meşhur ipe ulaştık. Uğur önden gidip ipin düzgün olup olmadığını kontrol ettikten sonra bizi çağırdı. Kuru kısma sonunda ulaşmış olduk. Buradaki hatların çoğunun döşemesi zor olduğundan ipler geçen seneden bırakılmış. Plaj kampına kadar 3-5 hat kurduk, plaj inişini döşemedik. Dönüşte ben önden gittim, Bülent mağaracılık hayatındaki ilk boltunu sulu kısımda çaktı.

 Logo

İrem:

Emel, Atakan, Oktay ve ben (İrem) yeni bir mağara keşfedecek olmanın heyecanıyla Yenişar’a doğru yola çıkmıştık. Köy merkezine inip Erkan abiyi bulmayı umuyorduk ancak günün cuma, saatin 13:30 suları olduğunu hesaba katmamıştık. Markete dalıp bulduğumuz her türlü pis yiyeceği aldıktan sonra kıtlıktan çıkmışcasına yerken cuma namazının bitmesini bekledik. Bu sırada ekibimize sadece arabayla telefona gideceğini sanarak gelen Atakan, ihbara gidileceğini duyunca şoka girmişti. Emel, Atakan ve ben telefonlarımıza sarılmış dünyadan haber almaya çalışırken Oktay da Erkan abiyle mağaranın yolunu öğrenmeye gitmişti. Hepimiz mağaranın kolay ulaşılabilecek bir yerde olduğunu düşünüp seviniyorduk ardından Oktay “Şu dağı görüyor musunuz? Heh işte ona tırmanacaz” diyip bütün hayallerimizi yıkmıştı. Çantamızın olmayışı, havanın sıcaklığı, dikenli bitkiler işleri olduğundan daha da zorlaştırıyordu. Her şeye rağmen yılmıyor, tırmanıyorduk. Biz tırmanıyorduk, Emel uçuyordu; biz tırmanıyorduk, Emel yine uçuyordu. “Tırmanın!” dan sonra gelen tarifte bir kale duvarı bulmamız gerektiği söyleniyordu. Kale duvarına da 50m yakınlarda bir mağara... Lakin ortalıkta ne kale vardı ne duvar. Yılmadık devam ettik ve sonunda duvara benzemeyen, kaleye hiç benzemeyen taş yığınlarını bulduk. Yaklaşık 2 buçuk saatlik bir arayışın sonunda sularımızı kaybetmiş, mağarayı bulamamış, pes etmiştik ki bir telefon çaldı. “Özel” telefon konuşmasını yapmak üzere yanımızdan ayrılan Atakan’ dan bir süre sonra “BULDUMM” çığlıkları yükselmeye başladı. Susuzluktan mağarayı tamamen unutmuş “Allaghhh suları buldu” diye düşünerek Atakan’ın yanına koştum. “Baykuşkale (?) Mağarası” şans eseri böylece bulunmuş oldu.

 Logo

Eren:

Giriş = Bora, Türker, Eren

Shiftler:

Hedef : Döşendikten sonra sürttüğü için hasar gören plaj kampı inişini onarmak, Plaj kampında 1 gece kalarak ileriyi döşemek

Bu sefer ilk SRT kısmında hızlandığımı hissettim ve daha az yoruldum. Soyunma odasında 1 saat oyalandık. Her çantayı açıp boşaltmamız gerekmişti çünkü üçümüzün “kişiselleri” farklı farklı çantalardaydı. Türker içliklerini zar zor buldu. Birer çantayla plaj kampının yolunu tuttuk ve plaj kampı inişine geldiğimizde Türker sürten ipi toplamak için indi. İpi topladıktan sonra Bora ve ben ipin hasarlı kısmını kestik. Bir türlü inişte kullanacağımız iplerin boylarını denk getiremediğimiz için Türker çok kere inip çıkmak durumunda kaldı. 2 saatin ardından sonunda başarmıştık ve çeşitli yemekler yeme hayaliyle plaj kampına geldik. Kuru kıyafetleri giyip “gitsek mi yoksa yatsak mı?” kararsızlığının ardından akşam saat 10’da uyuma kararı aldık. Tam o sırada plaj kampına başka bir ekip gelmişti. “Bunlar bizi uyutmaz” deyip yarım saatten kısa bir sürede çadırdan çıkmış, kuşanmış ve yola koyulmuştuk. Diyaklaz başlangıcında Bora buranın döşenmesi gerektiğini söyledi ve orayı döşedik. Yere göre yüksekteyken baca yapmak korkutucuymuş. Ben perlonla doğal aldım, Türker ve Bora bolt çaktılar. Hattı kura kura onların yanına geldim. Geç olmuştu ve halim kalmamıştı. Yaptığım bacavari şeyler de beni germişti. Bora ile Türker ilerideki takılgeç hattını kurarlarken ben onları geride bekledim. Hat kurulduktan sonra geri dönmek istediğimi belirttim ve kampa dönüp uyuduk. Gece rahat uyuyamadım çünkü çok sıkışıktık. Yan yatmak durumundaydık, koluma yattığım için kolumun uyuşmasından dolayı uyanıp duruyordum. Türker’in saatinden gelen alarm sesi yakın zamanda dinlediğim en güzel müzik olabilir. Yemek yiyip yola çıktık. Dün gece geçmek istemediğim takılgeçe vardık ve Bora’ya geçemeyeceğimi söyledim. Yaklaşık yarım saatlik süre ardından oradan geçtim ve derin derin nefes aldım. Bora yolun devamını gösterince yapamayacağımı söyledim ve kampa döndüm. Yaklaşık bir saat sonra Türker geldi, beraber yine geçmek istemediğim yere gittik. Oraya da hat kurmuşlar sağolsunlar. Ardından Plaj kampına döndük. Kampı düzenleyip dönüş yoluna geçtik. Çıkınca bir rahatlama hissettim. Mağara kampı beni zorlamıştı.

Recep:

Mağaraya girip pek durmadan çıkmaktan sıkılmıştım ki 3 günlük mağara kampı ekibinde kendime yer buldum. Akşam saatlerinde hazırlanıp saat onda mağaraya girdik. Ahmet ve Bora önden, Bülent ile ben ise biraz arkadan Çöl kampına doğru yol alıyorduk. Hiç durmadan gideceğimiz için tek kat içlik giymiştik, normalde ilk girişte zorunlu olarak suya girildiği için neopren çok rahat oluyordu. Ancak üst değiştirmesi ve neopreni taşımak zaman kaybettiriyordu. Hem de sürekli hareket halinde olmak insanı üşütmüyordu. Yaklaşık iki saatte Plaj kampına, gece iki buçukta da Çöl kampına vardık. Yolda sürekli birbirimizi bekliyor ve muhabbet ederek ilerliyorduk. Hızımız da fena sayılmazdı ve gerçekten keyifli bir yolculuk olmuştu. Biz vardığımızda Ahmetler çoktan yemek yapmış bizi bekliyorlardı. “Üç gün nasıl geçecek ki mağarada?”, “Acaba dayanabilecek miyim?” diye içimden düşünüyordum. Yemek yedikten sonra yattık ve sabah sekiz civarlarında kalktık. Ahmet ve Bora önden döşemeye gidecek, biz de geçen sene ölçümün kaldığı kısımdan itibaren döşemeye kadar ölçerek gidecektik. Ölüm atlayışlarını ilk gördüğümde anlatılanların da etkisi olacak ki baya korktum. Her ne kadar ipe bağlı olsanız da altınızda derinliğini algılayamadığınız kadar büyük bir boşluk varken korkmamak elde değil. Bugün yaklaşık elli istasyon aldık ve üşümeye başlayınca geri döndük. Mağara o kadar soğuk değil lakin az hareket etmek insanı ister istemez üşütüyor. Biz Çöl Kampına döndükten kısa bir süre sonra Ahmet ve Bora da döndüler. Akşam yemeğini yedik. Neler yaptığımızı anlattık. Ahmet ve Bora yanlışlıkla Romen kolunda ilerlemiş ve 80 metrelik inişe varmışlar. Daha sonra buraya kadar gelmişken inip devam edelim demişler ve indikçe inmişler. Yeni inişler döşemişler. Mağara birden düdene dönüşmüş ve devam ediyormuş. Yarın da devam etmek üzere yattık. Sabah erkenden kalkıp bir şeyler yedik. Daha sonra dün yaptıklarımıza devam etmek üzere aynı şekilde ayrıldık. Bize Türk ve Romen kol ayrımını gösterecek bir işaret bırakacaklarını söylediler. Ölçüm sırasında işimizi daha hızlandıracak bir yöntem geldi aklımıza. Aynı anda iki yeni istasyonu birden belirleyip, ortadaki istasyona birimiz, sondaki istasyona da defteri tutacak kişi geçiyordu. İleri ve geri yapılan ölçümlerle aynı anda iki istasyon almış oluyorduk.

 Logo

Bülent:

Üç günlük mağara kampımızın son günündeydik. (Ahmet, Bora, Bülent , Recep) O gece iki kişi daha kampımıza dahil olacaktı ve maksimum 4 kişilik çadırda 6 kişi kalacaktık. Ahmet ve Bora, Romen kolunda döşemeye devam ederken biz de Recep ile peşlerinden ölçe ölçe gidiyorduk. Yüz istasyon alıp mağaraya yaklaşık 875 metre kazandırdıktan sonra üşümenin ve biraz da sıkılmanın etkisiyle Çöl Kampı’na döndük. Yemek yiyip uyumayı planlıyorduk ki Bora ve Ahmet’in sesi yaklaşmaya başladı. Bizim yemeğimiz bitmişti ancak onlar da yiyeceği için uyuyamayacağımızı anlayıp onları beklemeye başladık. Onlar soyunurken kendi yemekleri için bize dışarıdan suyu uzatmışlardı. Kaşla göz arasında nasıl olduysa ocağa koyması için Recep’e uzattığım suyu sektiren Recep’i gördüm. Bir sektirdi, iki sektirdi ve sonra baam diye suyu çadıra boşalttı. Sonra çadırın köşesine sindi, dizlerini kendine çekti ve uyku tulumunun içinden süt dökmüş kedi gibi suya bakıyordu. Ortam hem gergin hem de sinirden gülen bizlerle doluydu. Çadırı boşaltıp ıslanan matları tüple kurutmaya çalışırken Nurkan ve Hasan, Çöl Kampı’na gelmek üzereydi. Onlar vardığında hala her şey çadırın dışındaydı. Bora ve Recep de peçetelerle çadırı kurulamaya çalışıyordu. Ortalık biraz toparlandıktan sonra kafamın içinde şu düşünceler dönmeye başladı “Altı kişi nasıl sıkışacağız ? Acaba hazır kaç dakikadır çadırın dışındayken hiç oturmadan harekete mi geçsek ?”. Daha sonra bu düşüncemi gerçekleştirmek üzere “Bizim oğlan huysuzlanmaya başladı yaramazlık da yapıyor. Ben bizim oğlanı (Recep’i) alıp Plaj Kampı’na gideyim. Zaten çıkışımız yarın sabah. Bir gece kalır sabah erkenden çıkarız. Hem de sıkışmamız oluruz burada.” dedim. Recep’e de gidecek kadar iyi hissedip hissetmediğini sorduktan sonra aldığım olumlu cevap üzerine hazırlanıp yola çıktık.

 Logo

Plaj Kampı’na vardığımızda derin bir oh çekip birbirimize baktık ve Çöl’de yaşanan olayı hatırlayıp kahkaha attık. Daha sonra acaba direkt çıksak mı diye düşünürken gece çıkmanın mantıksız olduğunu sabahtan çıkıp kahvaltıya yetişmenin daha iyi olacağına karar verip soyunup çadıra girdik. Alarmlı saatimizin olmaması üzerine Recep dahiyane fikrini ortaya attı. Fikir şuydu ki “Tuvaletimi tutarsam sabah kalkar kaldırırım seni de.”. Sonra bir çorba içip uyuduk ve bu dahiyane fikir tam olarak gerçekleşti ve Recep tuvalete kalkıp beni de kaldırdı. (Saat 05.30) Uyandığımızda yine bir çorba içip yola koyulduk ve mağaradan çıkıp kahvaltı sofrasına yetiştik.

Recep:

Atakan ile beraber Mehmet Çavuş’un söylediği mağaralara bakmak için önceki günden hazırlanıp erken kalkmak için erkenden uykuya daldık. Çobanlar erken kalkar diye söylentileri biraz daha abartarak uygulayınca sabahın 4’ünde ayağa kalkmış (dün akşamdan kalan tüm parçacıkları birleşmiş makarnayı görünce vazgeçip yatağa geri mi girsek derken) kendimizi Mehmet Çavuş’un ikamet ettiği Melikler Yaylasına doğru yürürken bulduk. Biz napıyoruz ki? diye düşünmeye vakit bulamadan karanlıkta tüm yayla sakinlerinin doğal olarak uyuduğunu ve boşuna erkenden geldiğimizi fark edecektik. Biraz oturduk. Biraz yer değiştirip oturduk. Hava yavaş yavaş aydınlandı ve saat 7’de Mehmet Çavuş uyandı. Bize mağaraların nerede olduğunu göstermek için dağın yamaçlarını daha rahat görebileceğimiz bir yere gittik. “Şu tepeyi aştıktan sonra sol taraftaki siyah taşın yanından ilerleyip dere yatağını takip ederken karşınıza çıkan iki kolun hemen dibinde bir mağara var ve çok fazla rüzgar esiyor. Bir de daha ilerlerideki tepede, zirvenin biraz alt tarafında güneşin vurduğu yamaçta büyük bir obruk var” dedi. Bu tariflerden yola çıkarak mağara bulabileceğimize hiç ihtimal vermiyordum ama buraya kadar gelmişken bir bakmadan da dönmek olmaz diye hiç bozuntuya vermedim. Büyük bir inançla yola koyulduk. Yürümeye başladık, yavaş yavaş yükseliyorduk ve ağaçlar kaybolmaya başladı. Güneş de peşimize düşmüştü artık. Tepeyi aştık ama siyah bir taş bulamadık. Nehir yatağını takip edelim buluruz dedik ve devam ettik. Geçemediğimiz yerlerde genişten alarak ilerledik.

Yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüşün ardından bir yere oturup bir şeyler yedik. Tarifine göre yaklaşmış olmalıydık ve çevreyi taraya taraya daha yavaş ilerlemeye başladık. Atakan’dan bir süre sonra “BULDUMM” çığlıkları yükselmeye başladı. Dar bir girişe sahip bir delik bulmuştu. Mağarayı bulmanın heyecanı ile malzemeleri hazırlayıp koyunların düşüp kaybolduğu, insanların takkelerini uçuran bu mağarayı döşemeye başladık. İp hattını kurup indik, lakin sineklerin bolluğundan hiçbir şey görünmüyordu ve çok rahatsız edici dar bir inişti. 5 metre sonra ayaklarım yere bastı ancak yanlara doğru çok dar bir şekilde ilerliyordu ve geçmek imkansızdı. Soğuk bir hava geliyordu ancak mağara bu kadardı. Biraz moral bozukluğu ile beraber yola devam ettik. Çıktıkça bir sürü başka delik gözümüze çarpıyordu. İki tane yatay ilerleyen, sineklerle dolu, zamanında su çıktığı belli olan mağara bulduk ancak çok kısalardı ve hemen bitiyorlardı. Mehmet Çavuş’un bahsettiği obruğu bulmak için biraz daha yukarıya çıktık. Rakım 2300 civarlarına gelmişti ve zaman da biraz ilerlemişti. Kurtarma saatini geçirmemek için geri dönüşe başladık. Belki başka bir yer buluruz diye farklı bir yoldan dönüşe geçtik (ama hiçbir şey bulamayacaktık.). Manzara çok keyifliydi. Kampa doğru olan son tepeyi aştıktan sonra karşımıza 6 metre civarında bir iniş çıktı. Normal bir şekilde inemeyeceğimiz kadar dikti, bu yüzden ip açıp bir ağaç yardımıyla yukarıda malzeme bırakmadan indik. Daha sonra karşımıza çıkan çarşak yerde biraz mücadele verip akşam sekizde kampa ulaştık.

 Logo

Beliz:

Onca zaman anlatılan ve gözümüzde büyüyen Pınargözü mağarası gezisi sonunda gelip çatmıştı. Normal zamanlarda gittiğimiz gezilerde çoğu insan Türker’le mağaraya girmekten dert yanarken benim için Pınargözü’ne Türker’le girmek hem deneyim hem teknik görmek açısından iyi olmuştu özellikle baca gerektiren zorlu bir mağara olduğu için. İlk çanta taşıma ekibinden sonra plaj kampına kadar gitmek üzere yola çıktığımız 5 kişilik otobüs ekibimiz ise tam bir fiyaskoydu. Atakan’ın keyifli şarkıları, İrem ve benim mağarada hatları geçerken sinirimizi bozuyordu. Çünkü daha sonradan 3 saatte gidebildiğimiz plaj kampına o ekipteki gidişimiz 7 saat sürmüştü. Plaj kampında Gamze’nin elleriyle içirdiği sıcak çorbanın gazıyla 5 saatte çıkabildik. Önden Efe ve Atakan, ortadan ben, arkadan da Gamze ve İrem geliyordu. Saatin sabaha karşı 4 olmasından ötürü dışarıda Oktay ve Emre’den başka kimse yoktu. Kurban bayramında kendime milli görev edindiğim et isteme ekipleri de kamptaki eğlencem olmuştu, kokuyordu da. Sayemde başka ekipler de et istemeye başladı ve o üç dört gün bol bol et yedik.

Recep:

Araştırma gezisinin son ekibi: Recep, Aykut, Eren

Amaç: Şelalerdeki ipleri toplama

Gezinin son mağaraya girişiydi. Ekip baya iyiydi ve keyifli bir toplama olacağını hissediyordum. Aklıma takılan tek bir konu vardı o da bazı kısımlardaki döşemeyi nasıl toplayacağımızı önceden hayal edememekti. Çünkü pozitif bir bölümdü ve ipi topladıktan sonra ip olmadan aşağıya inmek korkutmuyor değildi. Daha sonra hazırlıklara başladık, ilk başta “Neopren giymeyelim üşemeyiz.” dememe rağmen hazırlanırken fikir değiştirip neopren giydim bir de üstüne tulum giyince sanki içlikle mağaraya giriyormuşum havası verdi. Tabi Eren ve Aykut bundan habersiz yün içliklerle mağaranın yolunu çoktan tutmuştu. Mağaradan çıkınca bana baya bir söyleneceklerini tahmin edebiliyordum.

 Logo

Mağaranın giriş kısmında bulunan şelaleleri çıkıp toplamaya başlayacağımız noktaya geldik. İlk önce Aykut toplamaya başladı. Tabi ilk toplamasında pozitif ve takıl-geç ile dolu bir kısmı toplaması da düşündürmüyor değildi. Ancak bir aksilik çıkmadan bir şelale ve bir takıl-geç hattı topladı. Daha sonra Eren diğer şelalede ip hattını toplayarak aşağı atladı. Ondan sonraki takıl-geç hatlarından sonra karşımıza zikzak çizen hat geldi. Hattın ilk kısmında ise ulaşılması pek kolay olmayan, oraya boltu çakarken nasıl çaktınız diye düşündüren bir bolt vardı. Eren çözsün de uğraşmak zorunda kalmayayım diye içimden düşünüyordum. Açıkçası ben de yapabileceğimden emin değildim. Eren biraz debelendikten sonra bana pasladı ve bundan sonraki kısmı ben devraldım. Bir kaç deneme ve uğraş sonucu orayı da çözüp son şelaleye vardık. Burası diğerlerine göre baya yüksek olduğu için ipi çözüp atlamak imkansızdı. İpi çözüp yanıma taktım. Daha sonra kendime bir tane daha üzengi yapıp ara istasyonlardan emniyet ala ala inmeye başladım. Göbek bağları, emniyet ipi, perlonlarla artık nereye uzanabiliyorsam, ne bulabiliyorsam takıp ya da basıp inmeye çalışıyordum. Biraz debelendikten sonra yukarıda herhangi bir malzeme bırakmadan inmeyi başardım. Mağaradan çıktık. Gezinin sonuna varmıştık artık. O gün malzemeleri aşağıdaki derede yıkadık. Ertesi gün biraz daha yıkayıp saydık ve çantaladık.

Yaklaşık 3 hafta süren gezinin sonunda Kristal kolda, Fosil kolda, Çöl Kampı ilerisindeki Romen ve Türk kolunda daha önce araştırılmayan yerlerden ölçümler alındı. Romen kolunda 200 metreye yakın bir iniş çıkmasıyla mağaranın düden şekline bürünmesi oldukça şaşırtıcıydı. Ayrıca civar bölgelerdeki ihbarları değerlendirilerek yeni mağaralar araştırıldı.

Fotolar: Sencer Çoltu, Seyyidi Kerim Parlak, Beliz Aydın

Paylaş

 
Mağara Anketi
En Sevdiğiniz Mağara
 
Şu anda 11 konuk çevrimiçi
sideBar